Lütfen bekleyin..
  • Ana Sayfa
  • 16 Kasım 2018 01:36
  • Sitene Ekle
  • RSS
  • Son Haberler
  • Arşiv

Namık Kemal YILDIZ

SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ VE REFİK HALİD KARAY

12 Şubat 2018 14:31

Son yıllarda TRT’de güzel diziler gösterime girmeye başladı. Bunlardan en önemlisi Diriliş Ertuğrul Dizisi. Diriliş Ertuğrul dizisini çoluk çocuk herkes zevkle izliyoruz.

Dizinin ilk sezonunda, Osmanlı devletini kuran Osman beyin dedesi Süleyman Şah, 1227 yılında Moğol istilasında atıyla girdiği Fırat nehrini geçerken suya kapıldı boğulunca, Fırat kıyısındaki Caber Kalesi'nin yakınına defnedildi.

Mezarı dokuz asır boyunca orada idi, Türkiye ile Fransa arasında 1921'de imzalanan ve daha sonra Lozan'da da aynen kabul edilen Ankara Anlaşması'na göre mezarın bulunduğu alan, Türk toprağı kabul edildi. Ayrıca, 1956 Halep Protokolü, 2003 mutabakatı ve 2012 tarihli nota çerçevesinde türbenin bulunduğu 10 dönümlük arazi ve müştemilatı Türk toprağı olma niteliğini haizdir.

Refik Halid, 1928'de kaleme aldığı "Türk Mezarı" yazısı önemli, Ders kitaplarında birkaç satırla geçiştirilen ve Suriye'deki kanlı çatışmaların tırmanmasına kadar pek bahsi geçmeyen "Türk Mezarı" nı anlatan görebildiğim en güzel yazı, Refik Halid Karay'a aittir.

Suriye'de çatışma bölgesinde kalan "Türk Mezarı" nın asırlar öncesine dayanan bilinmezlerle dolu ve hüzünlü bir öyküsü vardır ama sanatçılarımızın pek dikkatini çekmemiş ve mezarı Refik Halid Karay dışında hiçbir yazarımız konu almamıştır.

Halep'te yayınlandı

Yazı, Cumhuriyet'in ilânından sonra 150'likler listesine alınan ve 1938'e kadar Suriye'de sürgünde yaşamak zorunda kalan Refik Halid'in ilk baskısı 1930'larda Halep'te yapılan "Bir İçim Su" isimli kitabında yer alır.

Refik Halid, "Türk Mezarı" başlıklı yazısında önce mezarın tarihini ve hakkındaki efsaneleri ve o senelerde gayet bakımsız olan mezarın vaziyetini anlatır. Süleyman Şah'ın bazı geceler mezarından çıkarak Fırat sahiline indiğini hayâl eder ve Alparslan'ın bu büyük kumandanını Fırat ile konuşturur; yine aynı kitapta yer alan "Caber Kalesi" başlıklı bir başka yazıda da hem kaleden ve yine Süleyman Şah'tan bahseder.

Eskiden mezbele gibiymiş

Aşağıda, Refik Halid Karay'ın 18 Mart 1929'da yazıp "Bir İçim Su" isimli eserinde yayınladığı "Türk Mezarı" yazısının bazı bölümleri yer alıyor:

“Türk Mezarı” olarak bilinen türbe ve müştemilatı, 1975’e kadar sınırımıza 100 km uzaklıktaki Caber Kalesi’nin eteklerinde bulunmaktaydı. Birinci yer değişikliği 1939 yılında kale içinde gerçekleştirilmiştir.
"Âşık Paşa Tarihi şöyle anlatıyor:

'...Geldikleri yola gitmediler, vilâyet-i Haleb'e (Halep vilâyetine) geldiler. Caber Kalesi'nin önüne vardılar ve ...Fırat ırma­ğı önlerine geldi, geçmek istediler. Süleyman Şah Gazi'ye eyittiler (dediler), 'Hânım, biz bu suyu nice geçelim?' dediler. Sü­leyman Şah dahi atın suya depti, önü yar imiş, at sürçtü. Süleyman Şah suya düştü. Ecel mukaddermiş, Allah'ın rah­metine kavuştu. Sudan çıkardılar, Caber Kalesi'nin önüne defnettiler. Şimdiki hînde (şimdilerde, şu anda) ona 'Mezar-ı Türk' (Türk Mezarı) derler.'

...İşte şimdi ben, sekiz, on yaşında iken mektepte hi­kâyesini okuduğum bu hâdiseden yedi yüz şu kadar sene sonra, o Türk Mezarı' nın önündeyim. Önümde, Kayahan Kabilesi' nin serdârı ve o serdârın önünde de Garbî (Batı) Asya nehirlerinin serefrâzı (benzerlerinden daha üstün olanı) yatıyor.
...Bana keşke sormasanız:

- Bu mezar ne haldedir? Mamur veya harap mıdır? Ruhanî veya azametli midir?

Örtüsüz sanduka, kırık cam, yıkık kapı, kuş gübresi ve badanasız duvarlar içinde bu feci ihmal manzarasına bakarken dedim ki: 'İnsan dünya üzerinde mezarını bel­li etmekten çekinmelidir; keşke Süleyman Şâh'ın naaşı, ka­tili Fırat'ın elinde kalsa idi... O bunu hiç olmazsa, yedi yüz sene sonra en çirkin şekilde teşhir insafsızlığında bulunmazdı!'

Bana sakın sormayınız:

- Bu mezar ne haldedir? Türbenin kubbesi nasıl, san­dukanın boyu ne kadardır?

Zira size vereceğim cevaplar bir seyyahın alelâde tas­virlerine benzeyemeyecek... Ben bu mezarı dışından değil, içinden ve içimden seyrettim. Aşiret beyi Süleyman Şah'ın mezarına kurulan kubbe, torunu Kanunî Süleyman'ın Av­rupa ve Asya'da kurduğu imparatorluğun semâsıdır. San­dukası çok uzundu: Ayak tarafı Basra'da ve başı Viyana­'da idi. Ve çok genişti: Kafkas dağlarından Atlas silsile­sine kadar!

Fırat'a teşekkür

Türk Mezarı' nı arşınla ölçecek veya dürbünle görecek adamın burada işi ne? Onu bir fotoğraf camına aksettirmek veya bir kartpostal parçasına sıkıştırmak... Bu ne hoppalık! Yere serili halıdan veya tavana asılı kandilden ancak ayağının ve burnunun ucundan ötesini göremeyenler bahsetsin! Burada asıl seyredilecek şey Süley­man Şahın mezarına serdikleri halı değil, onun oğulları tarafından üç dünya kıt'ası üstünde hükmü yürütülen sal­tanat fermanı ve asıl bakılacak şey kubbesine astıkları kandil değil, evlâtlarının Azof kalesinden Cezair surlarına kadar diktikleri hamaset (kahramanlık) bayrağıdır.

...Elli bin kişilik bir küçük kabilenin reisi şu tosun bilir miydi ki nesli elli milyona hükmedecek, elli çeşit milletten ordular yapacak? Ve elli bin emîri karşısında selâma durdu­racak! Irak çöllerinde kavmine yurt aramaya çıkan bu baş­buğ aklından geçirebilir miydi ki kabilesi Bursa'ya gire­cek, Edirne'ye yerleşecek, Bizans'a kurulacak; Mohaç ovalarına çadır kuracak, Vistül nehrinden atlarını sula­yarak Balaton gölünde abdestini alacak? Cengiz'in hış­mından terk-i diyâr eden bu Turan beyi ümit eder miydi ki kabına sığmayan o Cengiz'den eser kalmayacak ve ken­di eseri ise Şarlken ile beraber Avrupa'yı taksim etmek olacak?

Düşünce ve hatıralarımın ağırlığı, başımı hürmet ve hayretle Süleyman Şah'ın çıplak sandukası önünde yere eğdi.

Öyle tahayyül ettim ki, Elcezire'nin yanık toprakla kuru ot kokan ve ceylân sürülerinin ayak sesleri işitilen durgun yaz gecelerinde, bazen Süleyman Şah sandukasından usulcacık çıkar, Fırat kenarına iner ve kendisini boğan fakat neslini kuran nehirle hasbıhâl eder.

Ona bel­ki de der ki:

- Bana yol vermedin, fakat kabilem senden daha bü­yük sular üzerinden aştı, Tuna'yı atladı, Nil'den geçti. Onun Akdeniz'e hükmettiği ve Karadeniz'i kucakladığı de­virler bile oldu... Bütün o haşmetli günler artık tarihtir, biraz serap, biraz hayaldir. Bunlarla övünmüyorum, avunu­yorum ve sana hiç küskün değilim, bilâkis minnettarım, zira ey sevgili Murat Çayı, sen bugün benim küçülmüş fakat kuvvetleşmiş vatanımdan fışkıran ve bana neslinin selâmlarını, hürmetlerini getiren bir mübarek vasıtasın. Bırak, ırkımın hasretine susamış yanık bağrıma suların serinlik ve teselli versin!
Ve, Süleyman Şah'ın heybetli gölgesini, ay ışığı altın­da Fırat'a eğilip bir avuç su alarak iştiyakla içerken gö­rüyorum."

Türk mezarı ile Caber kalesi bambaşka yerlerdir

Suriye'deki Türk Mezarı' nın bulunduğu bölgede çatışmaların artması üzerine gazetelerimiz ve TV'lerimiz haberi resimli olarak gündeme getiriyorlar...

Ama, bu haberlerin birkaçı dışında hemen tamamında yanlış fotoğraf kullanılıyor, "Türk Mezarı" diye Rakka'nın doğusunda kalan Caber Kalesi'nin resimleri veriliyor!

Türk Mezarı, 1973'ten buyana Caber Kalesi'nde değildir! Tabka Barajı'nın inşası ile bölgenin sular altında kalması ihtimaline karşı Suriye ile yapılan bir anlaşma uyarınca daha kuzeye, sonraları Fırat üzerinde yapılan Karakozak Köprüsü'nün yakınına taşınmış, orada yeni bir türbe inşa edilmiştir ve askerlerimizin beklediği sınırlarımız dışındaki tek toprağımız o tarihten buyana artık bu yeni mekânındadır.

2008'de elden geçti

Caber Kalesi'nin, hemen altındaki Türk Mezarı' nın naklinin ardından Süleyman Şah'ın türbesi ile artık bir alâkası kalmamıştır. Selçuklulardan önceki yüzyıllarda inşa edilen kale Suriye'nin karışmasına kadar tarihî ve turistik bir ziyaret mekânı olmuştur ama şimdi taraflar arasında yaşanan çatışma bölgesidir.

Türkiye, Fırat'ın sularının 1970'lerde inşa edilen baraj yüzünden daha da yükselmesi üzerine 2008'den itibaren türbenin bulunduğu alanı yeniden elden geçirdi. Dış duvarların sudan etkilenmemesi için altlarına fore kazıklar ve geçirimsiz tabakalar kondu, etrafa yeniden beton bir duvar örülüp taşlarla kaplandı. İki yeni bayrak direği dikildi ve mezarın etrafının Türkiye'den gönderilen ağaçlar ve hazır çim ile yeşil bir alan haline getirilmesine çalışıldı.

Burada, mezarın eski ve yeni yerinin fotoğraflarını yayınlarken tekrar hatırlatayım: Türk Mezarı, 1970'lere kadar Caber Kalesi'nin eteklerinde idi, "Caber" dendiğinde "Mezar" hatırlanırdı ama mezar taşındı, Türk sınırına daha yakın bir yere nakledildi. Dolayısı ile "Süleyman Şah'ın Türbesi" dendiğinde hâlâ kırk sene önceki mekânın fotoğraflarını kullanmak biraz ayıp oluyor!

Halife'nin teşekkür mektubu

Son Halife Abdülmecid Efendi, Ankara Meclisi ile Fransa’nın Suriye sınırı konusunda 20 Ekim 1921’de imzaladıkları ve Caber Kalesi’ndeki Türk Mezarı’ nın da Türk toprağı olmasını öngören anlaşmanın görüşmeleri devam ederken Meclis’e bir mektup göndermiş, ailesinin “atası” olan Süleyman Şah’ın mezarı konusunda Meclis’in gösterdiği alâkaya teşekkür etmişti.

Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, Süleyman Şah’a, Onun Kızılelma idealine saygılı olduklarını ve Kızılelma’ya yöneldiklerini ispat ettiler. Allah yar ve yardımcıları olsun.

 

  • Bu haberi paylaşın:
YORUM YAZ
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (6)
HAYDAR AÇKA
10 ay önce
Namık Kemal Hocam,
Türk gençliği milli kahramanlarını öğrendikçe ve saygı duydukça yenilmeyecektir.
Her ne kadar bize unutturmak ve hatta kötü göstermek isteseler de ... Başaramayacaklar.
Saygılarımla
Dilara KASAP
10 ay önce
Namık Kemal Hocam,
Yüreğinize sağlık.
Hem kişisel gelişim hem tarih ve hem de edebiyat konularında yazıyorsun.
Sizi zevkle takip ediyoruz.
Hürmetler..
Nikolay KARAÇOBAN
10 ay önce
Kemal Hocam,
Mezar taşları ile öğünmüyoruz ancak tarihimize saygımız var.
Bu vatan sevgisini siz öğrettiniz bize..
Geçmiş değerlerimize sahip çıkmalıyız...
Saygılar hocam...
Ebru KARANFİL
10 ay önce
Namık Hocam,
Refik Halid'ın Gurbet Hıkayaleri de güzel... Çocuk iken ağlayarak okurdum.
Baki selam ve hürmetler...
KAZIM KILIÇ
10 ay önce
Kemal Hocam,
Biz Refik Halid KARAY'ı İttihat ve Terakki ile Kurtuluş Savaşı, Ankara Hükümetine karşı çıktığından sürgüne gönderildi bilirdik.
Süleyman Şah Türbesi hakkında yazı yazmasına hem şaşırdım ve hem e sevindim.
Hürmetler...
Kadir HAKTANIR
10 ay önce
Namık Hocam,
Süleyman Şah Türbesi inşallah asıl yerine konulur.
Selamlar.
Yazarın Diğer Yazıları
1yıl önce
Namaz Vakitleri
    İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
    05:5807:2612:4015:1617:4219:03
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=